Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Rusya-Ukrayna savaşı çerçevesinde Karadeniz’in güvenliğinde Türk boğazlarının rolü(Çağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Günay, Metin SergenRusya-Ukrayna Savaşı, Karadeniz havzasındaki güvenlik dengelerini önemli ölçüde etkilemiş ve Türk Boğazlarının stratejik önemini yeniden gündeme taşımıştır. Bu tez, Türk Boğazlarının Karadeniz güvenliğindeki rolünü inceleyerek, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin savaş sürecindeki uygulanışı, bölgesel aktörlerin stratejik çıkarları ve uluslararası ilişkiler dinamikleri üzerindeki etkilerini değerlendirmektedir. Türk Boğazları, tarihsel olarak jeopolitik açıdan kritik bir geçiş noktası olarak rol oynamıştır. 1936 yılında imzalanan Montrö Sözleşmesi, Türkiye’ye boğazlar üzerindeki denetimi sağlamış ve savaş gemilerinin geçişini düzenleyerek Karadeniz’de denge unsuru oluşturmuştur. Bu çalışma, Montrö’nün tarihsel rolünü ve savaş bağlamındaki yeniden önemini analiz etmektedir. Tezde, Türk Boğazlarının güvenlik üzerindeki etkisi üç ana perspektiften ele alınmıştır: İlk olarak, Montrö Sözleşmesi’nin Türkiye’ye tanıdığı yetkiler ve bu yetkilerin savaşta nasıl uygulandığı incelenmiştir. Türkiye’nin, Rusya'nın askeri gemilerinin geçişini sınırlayarak tarafsızlık politikasını izlediği ve Montrö’nün 19. maddesinin savaş süresince nasıl işlediği tartışılmıştır. İkinci olarak, uluslararası aktörlerin stratejik çıkarları çerçevesinde Türk Boğazlarının rolü ele alınmıştır. Türkiye’nin NATO üyeliği, Karadeniz güvenliğindeki sorumlulukları ve bölgesel bağımsızlık politikası nasıl dengelediği incelenmiş, Rusya ve NATO’nun bölgedeki stratejik hedefleri değerlendirilmiştir. Son olarak, savaşın ticaret ve enerji güvenliği üzerindeki etkileri göz önünde bulundurularak, boğazların ekonomik rolü tartışılmıştır. Tahıl Koridoru Anlaşması süreci, Türkiye’nin Karadeniz’deki barışçıl ortamı sağlama çabalarını ortaya koymuş ve Türk Boğazlarının ekonomik güvenlik açısından önemini vurgulamıştır. Bulgular, Türk Boğazlarının askeri, diplomatik ve ekonomik açıdan Karadeniz güvenliği için vazgeçilmez bir stratejik unsur olduğunu göstermektedir. Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin sağladığı yetkileri kullanarak, tarafsızlık politikasını etkin şekilde uygulamış ve bu süreç, Türk Boğazlarının uluslararası güvenlikteki rolünü pekiştirmiştir. Sonuç olarak, bu tez, Türk Boğazlarının Rusya-Ukrayna Savaşı çerçevesindeki askeri, diplomatik ve ekonomik etkilerini kapsamlı bir şekilde değerlendirerek, gelecekteki krizlerde Montrö’nün oynayabileceği önemli rolü ortaya koymaktadır.Öğe Avrupa insan hakları mahkemesi kararlarından uzaklaşmanın Türkiye’deki insan hakları ihlallerine etkisi(çağ Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) ÇANKAYA, AslıhanTürkiye 1959 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) yargı yetkisini kabul etmiş olsa son yıllarda AİHM'in verdiği kararları uygulamak konusunda isteksiz davranmaktadır. Bu durum, Türkiye'nin Avrupalılaşma sürecine ve hukukun üstünlüğü ilkesine olan bağlılığının sorgulanmasına yol açmaktadır. Avrupalılaşma perspektifinden Türkiye'nin AİHM kararlarını uygulamama eğilimini inceleyen bu çalışma, 2000’li yılların başında, Türkiye’de insan hakları konusundaki mevzuatın ve kurumların Avrupa standartlarında gelişim gösterdiğini ancak son yıllarda bu standartlardan uzaklaşıldığını ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği ihlal kararları ve Avrupa Komisyonu tarafından yayınlanan yıllık raporların incelendiği bu çalışmada, Türkiye’nin AİHM kararlarından uzaklaştığı, Türkiye’de insan hakları ihlallerinin arttığı bu nedenle ülkenin insan hakları alanında Avrupalılaşma sürecinden uzaklaştığı vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: İnsan hakları, insan hakları ihlalleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, AvrupalılaşmaÖğe SURİYELİ SIĞINMACILARIN TÜRK SİYASETİNE, EKONOMİSİNE VE SOSYO-KÜLTÜREL YAPISINA ETKİLERİ(Çağ Üniversitesi/Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) TÖMEK, Gülenay2011 yılında Arap Baharı hadisesi ile başlayan Suriye İç Savaşı sadece Suriye halkını değil aynı zamanda bölgedeki diğer ülkeleri de etkilemiştir. Suriye İç Savaşı sonucunda yaklaşık 13 milyon Suriyeli sığınmacı konumuna düşmüş ve sığınmacılar Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelere sığınmışlardır. Bu tez çalışmasında Suriye’den Türkiye’ye göç eden sığınmacıların Türk siyasetine, ekonomisine ve sosyo-kültürel yapısına etkilerinin neler olduğu analiz edilmeye çalışılmıştır. Tez 4 bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde tezin amacı, gerekçesi, varsayımları ve sınırlılıklarından bahsedilmiştir. Tezin ikinci bölümünde Suriye’nin tarihçesi dönemlere ayrılmış, Osmanlı ve Fransız Manda Yönetimi başlığı altında incelenmiştir. Tezin üçüncü bölümünde Arap Baharı ve Suriye İç Savaşından bahsedilmiştir. Tezin son bölümünde ise Suriyeli sığınmacıların Türk siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel yapısına etkileri analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre Suriyeli sığınmacıların Türk siyasetine, ekonomisine ve sosyo-kültürel yapısına etkilerinin olumsuz yanının daha ağır bastığı görülmektedir.Öğe TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI: KÜLTÜREL BAĞLAMDA BİR İNCELEME(Çağ Üniversitesi/Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) TAŞDEMİR, ONUR ERTUĞRULKüreselleşme ile beraber siyasetten ekonomiye, ticaretten kültüre, bilgi ve iletişim teknolojileri gibi pek çok alanda kapsamlı bir dönüşüm meydana geldi. Ulus devletler, küreselleşmenin getirdiği derin değişimler karşısında egemenliklerini koruma ve iç düzeni sürdürme konusunda kendilerini yetersiz buldular. Küresel jeopolitik değişimlere yanıt olarak işbirliğini teşvik etmek için örgütler oluşturuldu. Bu uluslararası örgütler, önemli bir dönüşüm geçiren dünyada büyük güce sahip, etkili kuruluşlar olarak ortaya çıktılar. SSCB'nin dağılması ve ardından Türki Cumhuriyetlerin bağımsızlığına kavuşması sonucu Türk dili konuşan ülkeler arasında bir örgütlenme isteği ortaya çıktı. Müzakereler sonuçta 3 Ekim 2009'da Türkiye, Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan’ın kurucu üye olduğu Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurulmasına yol açtı. Bu örgüt içindeki işbirliğinin kökleri, üye devletler arasındaki ortak tarih, kültür ve kimliğin yanı sıra Türkçe konuşan halkların dil birliğine dayanmaktadır. Türk Devletleri Teşkilatı’nın temel hedefi, üye ülkeler arasında bir yandan işbirliğini geliştirirken bir yandan bölgesel ve küresel ölçekte barış ve istikrarı teşvik etmektir. Bu çalışma kültürel bağlamda Türk Devletleri Teşkilatı’nın uluslararası bir varlık rolünü derinlemesine inceleyerek, kültürel olarak kuruluş ilkelerini tutarlı bir şekilde nasıl desteklediğini ve etkisini nasıl genişlettiğini inceliyor. Ayrıca örgütün kuruluşundan günümüze kadar kültürel işbirliği mekanizmasının etkinliği göz önüne serilecektirÖğe TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI VE TÜRKİYE-ÖZBEKİSTAN ASKERİ İŞBİRLİĞİ(Çağ Üniversitesi/Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) LEK, HALİLBu çalışma, Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) Türkiye ve Özbekistan arasındaki askeri işbirliği üzerindeki etkilerini inceleyerek, Türk dünyası içindeki askeri işbirliği dinamiklerine bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. TDT, Türk devletleri arasında işbirliğini teşvik eden bir platform olarak öne çıkmıştır. Türkiye ve Özbekistan arasındaki askeri işbirliği ise bu teşkilatın somut bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde, güç kavramı ve askeri iş birliği kavramları derinlemesine irdelenmiştir. Bu doğrultuda sert ve yumuşak güç kavramlarına, askeri iş birliği türlerine ve askeri ittifak gibi kavramlara yer verilmiştir. İkinci bölümde ise akıllı güç kavramı açısından Türk Devletleri Teşkilatı ele alınmıştır. Bu bölüm altında teşkilat yapısı ve kurumlarına ışık tutulmuştur. Üçüncü bölümde Orta Asya’da Özbekistan’ın önemi ifade edilmiştir. Bu bölümde Özbekistan’ın jeopolitik konumu, tarihi gibi başlıklara yer verilmiştir. Son bölümde ise Türkiye-Özbekistan askeri iş birliği ifade edilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma, Türk Devletleri Teşkilatı'nın Türkiye ve Özbekistan arasındaki askeri işbirliği üzerindeki rolünü ve bu işbirliğinin bölgesel güvenlik dinamiklerine etkisini değerlendirmektedir. TDT'nin bu tür işbirlikleri için bir katalizör olarak nasıl hareket ettiği ve Türk dünyası içindeki askeri işbirliği potansiyelini nasıl şekillendirdiği göz önüne alındığında, bu çalışma, gelecekteki benzer işbirliği girişimlerinin tasarımına ve uygulanmasına yönelik önemli bir rehber sunmaktadırÖğe TÜRKİYE VE ÜRDÜN’ÜN SURİYE GÖÇMENLERİNE YÖNELİK İSTİHDAM, EĞİTİM VE SAĞLIK POLİTİKALARININ KARŞILAŞTIRMALI İNCELENMESİ: HATAY ÖRNEĞİ(Çağ Üniversitesi/Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) ÖRDEK, NaimeUluslararası göçmenlerin “göçü” günümüzün en önemli konularından biri haline gelmiştir. Uluslararası göçmenlerin çoğunluğunu iş, aile, eğitim veya ekonomik nedenlerle göç eden bireyler oluşturmaktadır. Ancak çatışma, savaş, soykırım ve insan hakları ihlalleri gibi çeşitli zorlayıcı nedenlerle evlerini ve ülkelerini terk ederek başka bölge ve ülkelere göç eden azımsanmayacak sayıda insan bulunmaktadır. Ürdün'ün uzun zamandır bir göçmen merkezi olduğunu söylemek yanlış olmaz zira tarih boyunca çok sayıda göçmen Ürdün topraklarına sığınmıştır. Coğrafi konumu nedeniyle Ürdün, bağımsızlığını ilan ettiği günden bu yana göçmen akınıyla karşı karşıya kalmıştır. Aynı fikirler Türkiye için de geçerlidir. Bir mülteci krizi olarak kabul edilen Suriye krizi, bölge nüfusunun büyük bir kısmının Türkiye'ye, geri kalanının ise Ürdün'e göç etmesine neden olmuştur. Krizin başlangıcında Ürdün Hükümeti, Suriyelilere ülkenin sağlık ve eğitim sistemlerine ücretsiz erişim hakkı tanıyan bir politika izlemiştir. Türkiye ise savaştan kaçan ve tüm temel ihtiyaçlara (barınma, beslenme, sağlık, eğitim vb.) ihtiyaç duyan Suriyelilere, geldikleri günden itibaren sahip çıkmış ve ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmıştır. Türkiye'nin Suriyelilere yönelik planlı politikaları ve bunları hayata geçirmeye yönelik uygulamaları tüm ülkeler tarafından takdirle karşılanmıştır. Bu çalışma Hatay ili örneği kapsamında Türkiye ve Ürdün‟ün, Suriyelilere yönelik dış destek sorunları, istihdam, eğitim ve sağlık politikaları arasındaki farklılıkları ve benzerlikleri nelerdir? Sorusuna cevap aranarak bulgular karşılaştırılmıştır. Diğer bir ifadeyle beş bölümden ibaret olan bu araştırmanın amacı, Hatay ili örneğinde Türkiye ve Ürdün‟deki Suriyelilere yönelik istihdam, eğitim ve sağlık politikalarının incelenmesi ve karşılaştırmalı analizinin yapılmasıdır. Sonuç olarak Türkiye ve Ürdün, göç eden Suriyelilere yönelik kimi zaman benzer kimi zaman sadece kendi sınırlarını kapsayacak biçimde sağlık, eğitim ve istihdam politikaları izlemiştir. Bu çalışma literatür taraması, metin/doküman incelemesi, mülakat tekniği kullanılarak yapılandırılmıştır.Öğe TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN DAĞLIK KARABAĞ SORUNUNUN ÇÖZÜLMESİ YÖNÜNDE FAALİYETLERİ: KARŞILAŞTIRMALI ANALİZ (1991-1994; 2016-2020)(Çağ Üniversitesi / Sosyal Bilimler, 2021) ARAR, Hüseyin EnderSovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra, post Sovyet mekânında, yıkıcı etnik çatışmalar başlamıştır. Bu çatışma bölgelerinden biri de Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesi olmuştur. Lakin, Dağlık Karabağ sorunu sadece Azerbaycan ve Ermenistan’ı etkilemekle kalmamıştır, Türkiye’de dâhil olmak üzere tüm bölge ülkelerini, aynı zamanda küresel aktörleri içine çekmiştir. Bu bağlamda, üçüncü taraf ülkeler kendi çıkarlarını gözetlemek amacıyla sorunun çözümünde etkin rol üstlenmeye ve dengeleri kendi lehlerine çevirmeye çalışmışlardır. Çatışma 1994’de imzalanan ateşkesten sonra durdurulmuştur ve sürekli devam edecek olan, yorucu barış aramaları dönemine girilmiştir. Bu dönemde AGİT Minsk Grubu çatışmaya hiçbir çözüm bulamamıştır. Türkiye’de, yakınında yer alan Dağlık Karabağ sorununun çözümü için zaman-zaman kendi imkânlarını ortaya koymuş ve çeşitli girişimlerde bulunmuştur. Maalesef, sürecin sonunda silahlar yeniden konuşmaya başlamıştır ve 2020 Eylül’de başlayan 44 günlük ağır çatışmalardan sonra Azerbaycan işgal edilmiş topraklarının tahminen yüzde seksenini geri ala bilmiştir. Bu süreç uluslararası ilişkilerde klasik realizm kuramına dayanarak öğrenilmiştir. Çalışmanın amacı, 1991-1994 yılları ve 2016-2020 yılları aralığında bölgede yer alan ihtilafı karşılaştırmak, her iki savaşta Türkiye'nin yeri ve rolünü, sürece etkisini ortaya koymak, gösterilen faaliyetlerin benzer ve farklı taraflarını, aynı zamanda dönem liderlerinin sözü giden ihtilaf tekelinde, söylem, eylem ve adımlarını öğrenmek olmuştur. Çalışmada, Türkiye’nin 1991-1994 yıllarında ki savaş ve 2016-2020 yılları Karabağ savaşı ve savaşa giden sürece gösterdiği etkiler arasındaki farkların neler olduğu sorusuna cevap aranmış, bu etkilerin karakteri, nitelikleri değerlendirilmiştir. vii Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış, edebiyat taraması yapılmış, resmî belgeler, raporlar, gazetelerde yayınlanan bilgiler incelenmiştir.Öğe YEŞİL GİRİŞİMCİLİK NİYETİNE ETKİ EDEN FAKTÖRLERİN BELİRLENMESİ: ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA(2023) YALÇINTAŞ, DenizYeşil girişimcilik, çevre sorunlarının ele alınmasını ve çevre dostu girdilerin kullanımı, temiz üretim süreçleri, atık yönetimi ve geri dönüşüm gibi olumlu bir etkiye sahip olmayı içermektedir. Başka bir deyişle, sadece çevrenin korumanın ötesine geçer; tedarikçilerin onayını, malzeme tedarikini ve temiz süreçleri kapsamaktadır. Değer Kimlik Norm Modeli’ne dayalı olarak oluşturulan araştırma modelinde bu faktörlerin üniversite öğrencilerinin yeşil girişimcilik niyeti üzerindeki etkisinin ortaya konması ve aile, eğitim, devlet, kurum desteği gibi unsurların düzenleyici etkisinin belirlenmesi çalışmanın temel amacıdır. Mersin il sınırlarında yer alan dört üniversiteden kolayda örnekleme yöntemiyle belirlenen ve gönüllü katılım gösteren 475 öğrenciye yüz yüze anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler, Smart PLS 4 programı aracılığıyla kısmi en küçük kareler yapısal eşitlik modeli kapsamında analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularında üniversite öğrencilerinin yeşil girişimcilik niyetleri üzerinde biyosferik değerlerin, çevresel öz-kimliklerinin, kişisel normlarının ve yeşil girişimci öz yeterliklerininim anlamlı bir etkisi olduğu ortaya konmuştur. Ayrıca çevresel öz kimliklerin ve kişisel normların yeşil girişimcilik niyeti üzerinde aracılık rolü olduğu, eğitim, üniversite, devlet ve aile desteğininin düzenleyici rolünün anlamsız olduğu belirlenmiştir. Sonuçların öğrenciler, üniversiteler ve şirketler açısından faydalı bilgiler sağlayacağı düşünülmektedir.Öğe GÜVENLİĞİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ: GELECEĞİN GÜVENLİĞİNDE ÖZEL ASKERİ ŞİRKETLER(Çağ Üniversitesi / Sosyal Bilimler, 2022) BİRGİN, Cengiz FıratDünya ekonomisinin kökten değişimi 1970’ler de Keynez’in Devlet Müdahaleci ekonomik modelin çökmesi, onun yerine Neo-Liberal ekonomik modelin gelmesi ile yeni bir safhaa geçmiştir. Bu yeni ekonomik model, piyasaya yapılacak herhangi bir devlet müdahalesini minimize etmeyi ve mümkün olan her alanda kırılgan, işlevsiz ve zarar eden devlet işletmelerinin-birimlerinin kâr amaçlı özel teşebbüslere devrini hedeflemiştir. Bu bağlamda, yeni bir ekonomik anlayış olan Neo-Liberal iktisat modelini benimseyen ülkeler; kitle iletişimine imkân veren alt yapılar, enerji tesisleri, limanlar, oto yollar ve havalimanları gibi stratejik tesisler ve yapılar da dâhil olmak üzere hemen hemen her alanda özelleştirmeler yapmışlardır. Ülkelerin bahse konu bu özelleştirme faaliyetlerinden kar elde etmeleri ve özelleştirilen sektörlerin maliyet-kar ve dahi maliyet-fayda oranlarının pozitif yönlü değişimi başka kritik ve stratejik alanların da özelleştirme furyasına dahil edilmelerini gündeme getirmiştir. Dolayısı ile bu aşamada akıllara devlet harcamalarının en yüksek maliyetli kalemlerinden birisi olan güvenliğin, özellikle de dış güvenlik birimlerinin özelleştirilmesi gelmiştir, zira bahsedilen yıllarda iç güvenlik birimlerinin bazı unsurlarının özelleştirildiği zaten bilinmektedir. vii Buradan hareketle; bu tez çalışmasının temel amacı güvenliğin özelleştirilebileceği ihtimali ve gerçeği ışığında özel askeri şirketlerin incelenmesi, mevcut uluslararası hukuk normlarına aykırı bu oluşumların genel organizasyon modellerinin ve faaliyet alanlarının tahlil edilmesidir. Bu doğrultuda öncelikli olarak güvenliğin özelleştirilebilir bir kavram olarak düşünülmesini tetikleyen ve bu sürece giden yolu hazırlayan yapısal değişimlerin incelenmesinde fayda vardır. Hiç şüphesiz genelde özelleştirme olgusu – özelde ise güvenliğin özelleştirilebilir bir alan olarak düşünülmesi dünya ekonomisinde ki temel yapı ve normların değişmesi ile başlamış olan bir süreçtir. Bu sebeple çalışmanın ilk bölümünde 1970 sonrası küresel çapta benimsenen yeni ekonomik modelin tanımlanması ve temel esaslarının incelenmesi ile konuya genel bir perspektiften giriş yapılacaktır. Ancak bu çalışmanın ana konusu özelleşen güvenliğin başat aktörü olan özel askeri şirketlerdir. Dolayısı ile çalışmanın ikinci bölümünde güvenlik kavramının özelleştirilebilir bir kavram olup olmadığı ve ulus devlet modelinde bunun muhtemel yansımaları incelenecektir. Ardından günümüzde devletlerin giderek daha da fazla ihtiyaç duyduğu dış operasyon birimleri ve sınır aşırı coğrafyalarda ‘karanlık operasyonlar’ olarak isimlendirilebilecek faaliyetlerde kullanılabilecek, ayak izi bırakmayan operatif gruplara duyulan ihtiyacın ürünü olan özel askeri şirketler ile bu şirketlerin farklı ülkelerdeki örnekleri incelenecektir.Öğe TÜRKİYE’DE SURİYELİ MÜLTECİLER KONUSUNUN GÜVENLİKLEŞTİRİLMESİ: SİYASİ PARTİ SÖYLEMLERİNİN MERSİN’DE YAŞAYAN SURİYELİ MÜLTECİLER ÜZERİNDE ETKİLERİ(Çağ Üniversitesi / Sosyal Bilimler, Haziran 2022) ŞAHİN, KübraSoğuk Savaş sonrası süreçte askeri boyutun ön planda olduğu devlet merkezli güvenlik anlayışı değişime uğramış, ekonomik, insani ve çevresel boyutları olan çok yönlü güvenlik anlayışı ön plana çıkmaya başlamıştır. Özellikle Soğuk Savaş sonrası sürecin ortaya koyduğu ekonomik sorunlar, kimlik temelli çatışmalardan doğan etnik ve dinsel sorunlar ile göç, güvenlik kavramının en önemli bileşenleri halini alarak uluslararası toplumun güncel sorunları arasında yer almıştır. Bu çerçevede Suriye İç Savaşı’nın ortaya çıkardığı mülteci sorunsalı hem uluslararası toplumu hem de Türkiye’yi derinden etkilemiştir. Türkiye’de göç konusu siyasi aktörler tarafından birkaç açıdan güvenlikleştirilerek iç siyasetin önemli tartışma konularından biri halini almıştır. Bu çalışmada göç olgusunun Türkiye’de nasıl bir güvenlik sorunsalı oluşturduğu ve sorunlara yönelik siyasi partilerin söylemlerinin nasıl şekillendiği Mersin ilinde yaşayan Suriyeli mülteciler üzerinden değerlendirilmek istenmiştir.Öğe TÜRKİYE – RUSYA İLİŞKİLERİ AÇISINDAN TÜRKİYE’NİN BÖLGESEL LİDERLİK MÜCADELESİNİN ANALİZİ(ÇAĞ ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eylül 2022) PAMUK, AhmetOrtadoğu jeopolitiğinde yer alan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Rusya Federasyonu Devleti bölgede hâkimiyet kurabilmek, oyun kurucu olabilmek, Ortadoğu’da ki politikalara yön verebilmek ve ayrıca bölgesel güç nitelik unsuru taşıyabilmek adına Ortadoğu’da liderlik mücadelesinde bulunmaktadır. Her iki devlet de ortaya koymuş olduğu oyun kurucu ve liderlik mücadelesinde ve jeopolitik olarak önem arz ettiği bu bölgede dış politikasını sağlam temelli ve rasyonel perspektifler ile oturtma gayretlerinde bulunmuştur. Bu çalışmanın amacı, Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu’nun tarihten bu yana güçlü köklerinin olması ve her iki devletin de Ortadoğu’ya nasıl yön vereceklerini öngörebilmenin yanı sıra bölgedeki lider güç pozisyonunda olabilmek adına izledikleri politikaların değerlendirilmesidir. Ortadoğu’ya yön vermek ve liderlik etmek isterken bu iki devletin de hem ulusal hem de ticari iş birliği çıkarlarını korumaya özen gösterdiği bilinir ve Türkiye – Rusya arasındaki iş birliklerinde ciddi bir ticari hacim olduğu bilinmektedir. Her iki devletin de ticari kaygılardan ötürü yıllardan beri gelerek birbirine bağımlı bir hal aldığı bilinmekte. Türkiye ve Rusya bölgeye liderlik etme arzusundadır. Rusya bölgesel bir güç olduğunu hissettirmek ve kanıtlamak adına Ortadoğu’da ekonomik ve askerî açıdan bölgeye etki etmektedir. Türkiye, bölgesel gücünü kanıtlamak adına bölgede hava ve kara sınırlarını koruyup komşu ülkelerde yaşanan meselelere ulusal çıkarları doğrultusunda müdahale ederek bölgedeki iradesini göstermektedir. Bu süreç çalışmada realist perspektif çerçevesinde incelenmiştir. Bu tez çalışmasında, nitel araştırma yöntemi doküman ve metin analizi gibi veri toplama araçlarından faydalanılmıştır.Öğe DEVLETLERARASI İLİŞKİLERDE VE KARŞILIKLI ENTEGRASYON SÜRECİNDE DİL FAKTÖRÜ: TÜRKİYE ÖRNEĞİ(Çağ Üniversitesi / Sosyal Bilimler, 2022) HARDALDALI, YunusDünyanın değişik yerlerinde yaşayan insanlar günümüze kadar değişik yöntemlerle iletişim kurmuşlardır. Bugün teknolojinin gelişmesi ile küreselleşme her geçen gün etkisini çok daha yakından hissettirmektedir. İnsanlar arasındaki eğitim, sosyal, ekonomik, siyasi, askeri ve diğer bir çok alandaki ilişkiler için ortak bir dile ihtiyaç vardır. 20 yüzyıla kadar çeşitli diller dünyanın farklı bölgelerinde ortak bir dil gibi kullanılmış, 20 yüzyıla girildiğinde ise İngilizce daha geniş bir alanda ortak dile dönüşmüştür. Amerika Birleşik Devletleri’nin dünya liderliğini ele almasıyla İngilizce daha baskın bir şekilde dünyanın ortak dili olmayı devam ettirmiştir. Dil bir çok disiplinde bir çalışma alanı olmakla beraber, dili uluslararası ilişkilerdeki rolü ile değerlendirmek de mümkündür. Dil sadece ticaret, bilim, eğitim gibi alanlarda ihtiyaç duyulan bir araç özelliği taşımaz. Dil aynı zamanda, devletlerin entegrasyon sürecinde de olmazsa olmazlardan biri olarak görülmektedir. Bu tezde; devletlerin entegrasyon sürecinde dil politikası ve bunun etki alanları, bu süreçte dil ve milli kimlikle beraber uluslarüstü kimlikler arası ilişkiler, uluslararası politika alanında dilin rolü, uluslararası birliklerde kabul gören yasal çerçeve ve aynı zamanda hem ulusal hem de uluslararası nitelikteki dil ilişkilerinin analiz edilmesi, dil entegrasyon modellerinin özellikleri gibi konular ele alınmıştır. Tezin son bölümünde Avrupa Birliği (AB), Güney Amerika (MERCOSUR), Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) örnekleri ele alınarak Türk soylu devletler arasındaki ilişkiler ve entegrasyon süreci (TÜRKSOY, Türk Keneşi) ve bu sürece dil faktörünün etkisi incelenmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır.Öğe A RESEARCH ON THE EXAMINATION OF VUCA PERCEPTION IN THE FURNITURE INDUSTRY(2021) ÖCAL, BayramSon yıllarda, özellikle COVID-19 pandemisi ile birlikte yeni iş ortamını tanımlamak için VUCA önemli bir terim haline gelmiştir. Dijitalleşme, küreselleşme, dünyadaki ekonomilerin birbirine bağımlılığı, Brexit gibi siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar, AB bölgesindeki mülteci krizi, lojistik sorunlar, pandemi sürecinde yaşanan küresel durgunluk, iş dünyasını VUCA ortamına dönüştürmüştür. Üreticilerin bu yeni dönemde ortaya çıkan zorlukların farkında olması, işlerini ve hatta kendilerini yeni koşullara uyarlaması gerekmektedir. Bu araştırmanın amacı, mobilya üretici firma çalışanlarının ve yöneticilerinin VUCA algılarının ortaya konulması; demografik özelliklere göre farklılıkların belirlenmesidir. Araştırma sonucunda, çalışanların ve yöneticilerin VUCA bileşenlerinden değişkenliğe yönelik algısı daha yüksek bulunmuş; cinsiyet, doğum yılı, eğitim düzeyi, pozisyon ve kıdeme göre çalışanların VUCA bileşenlerine yönelik algılarının farklılık gösterdiği tespit edilmekle birlikte, yöneticilerin demografik özelliklerinin VUCA bileşenlerine yönelik algılamalarında farklılık oluşturmadığı gözlemlenmiştir. Anahtar kelimeler: VUCA, Covid-19, mobilya, üreticiler,Öğe OTONOM SİLAH SİSTEMLERİNİN YENİ NESİL SAVAŞ ÜZERİNE ETKİLERİ: TÜRKİYE ÖRNEĞİ(Çağ Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü, ŞUBAT 2022) Doğukan BİNİCİGelişen savaş anlayışının şu an için son evresi olan yeni nesil savaş içerisinde günümüzde yarı-otonom silah sistemleri olarak da bilinen İHA/SİHA sistemleri aktif bir şekilde kullanılmaktadır. İnsansız sistemlerin muharebe sahalarındaki etkileri yeni bir çalışma alanı olarak belirmiştir. Dolayısıyla bu sistemlerin ne tür kazanımlar getirdiğinin anlaşılması Türkiye’de de eksikliği bulunan bir alanı ifade etmektedir. Bu alandaki boşluğu doldurması ve literatüre katkı sunması noktasında otonom sistemlerin incelenmesi önemli bir noktayı teşkil etmektedir. Bu doğrultuda otonom silah sistemlerinin yeni nesil savaş içerisindeki etkisini ve sahip olduğu konumu, Türkiye’nin yakın coğrafyasında İHA/SİHA sistemleri ile gerçekleştirilen operasyonlar üzerinden anlamak, çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Çalışmada yeni nesil savaşın muharebe sahasına getirmiş olduğu yenilikler, bu çerçevede insansız sistemlerin yeni nesil savaş içerisindeki etki alanına ve bu sistemlere sahip olan devletlerin hangi avantajlara sahip olacağı soruları cevaplanmaya çalışılmıştır. Bu soruların cevaplanması noktasında ilk olarak askeri dönüşüm ele alınmış ve yeni nesil savaş kavramına açıklık getirilmiştir. Ardından yeni nesil savaş içerisindeki yapay zekâ temelli askeri unsurlar olan otonom silah sistemleri üzerine değerlendirmeler yapılmıştır. Son kısımda ise yarı-otonom sistemler olan İHA/SİHA’ların Türkiye tarafından kullanılması örneği üzerinden yaratmış oldukları etkiye dikkat çekilmiştir. Çalışma nitel bir çalışmadır, literatür taraması yapılmış, doküman/metin incelemesi ve analizi yöntemleri kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dönüşen Savaş, İnsansız Silah Sistemleri, Otonom ve Yarı-Otonom Sistemler, Yapay Zekâ, Siber SaldırıÖğe ÇEVRE POLİTİKALARI EKSENİNDE BÖLGELER-ARASICILIK: AB VE ORTA ASYA ÜLKELERİ ÖRNEĞİ(ÇAĞ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ, HAZİRAN 2022) MUTLU, MEHMET; Soner AKINBu tez çalışması, siyasi bölgelerin tarihsel emsallerini ve onu şekillendiren, çarpıtan hakim fikirleri keşfederek, bölgeler-arasıcılık adı verilen yeni bir etkileşim türünün doğasını ve çeşitli ekonomik, siyasi biçimlerini incelemektedir. Çalışmada tercih edilen karşılaştırmalı siyasal analiz, bölgesel ve bölgeler arası işbirliğine kalkışan ve kararsızlıkla bakmaya devam eden devlet aktörleriyle karşı karşıya kaldıklarında özel teşebbüs ve STK'ların zorlu rollerini de ortaya çıkarmaya yönelik olup uluslararası çevre politikası özelinde Orta Asya ve Avrupa Birliği örneklemi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Orta Asya çalışmaları, Asya-Avrupa ilişkileri ve uluslararası politik ekonomi ve çevre politikası tartışmaları zemininde; Orta Asya ve Avrupa'da politika yapımında yer alan uygulayıcıların karşılaştırılmasına ulusaltı karşılaştırmalı siyasal analiz metoduyla gidilmiş olup bölgesel altsistemlerin etkileşimine yönelik modeline başvurulmuştur. Uluslararası bölgeler-arasıcılığın çevre politikalarındaki güncel seyrine ilişkin bir profil ortaya çıkarılmak istenmiştir. Orta Asya ve Avrupa Birliği için bölgeler-arasıcılık yönünden ne gibi kazanımlar ve kaybedilen potansiyelin var olduğu da ortaya konulmuştur. AB’nin bizzat kendisinin etkin bir uluslararası bölgesel çevre politikası ortaya koymasındaki başarısının yanında, Orta Asya gibi iktisaden ve enerji işbirliği kanadında ortak zeminde buluşmak istediği bir diğer bölge üzerinde, çevre politikalarını kendine göre şekillendirmek ister tarzda olan yaklaşımı, bölge dışına yankı sağlayabilme tezi özelinde değerlendirilmiştir. AB'nin üçüncü ülkeleri ve dışarıdaki bölgeleri kendi siyaseti, ilişkileri ile kendini merkeze alan siyasetinin bir sonucu olarak etkileme gücüne ithafen olabildiğince açığa çıkarılmıştır. ASEM, CAREC gibi kuruluşların zirve, strateji ve işbirliği etkinlikleri ile strateji gündemlerinin yanı sıra AB-ASEAN ilişkileri, UNEP, CAS, USAID, GCA, CAEC, EEAS, WECOOP, RCEECA, Dünya Bankası ve BM’nin de desteklemiş olduğu UNECE ve PROGREEN oluşumlarının Orta Asya'daki etkinliği, aynı analiz yaklaşımı temel alınarak, çalışmada incelenmiştir.Öğe Yumuşak güç açısından Türkiye'nin tarih dizilerinin dünyada oluşturduğu imaj(Çağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Demirhan, AhmetÜlke imajı, devletler açısından büyük önem taşımaktadır. Devletler, ülkelerinin dünyada daha çok tanınması ve ülke imajlarının olumlu olması için çalışmalar yapmaktadır. Ülke imajları olumlu olan ülkeler uluslararası alanda söz sahibi olabilmekte, ayrıca önemli kazanımlar elde etmektedirler. Devletlerin ülke imajı çalışmalarında, Joseph Nye tarafından ortaya konan bir kavram olan yumuşak güç unsurlarından faydalandıkları görülmektedir. Bu unsurların başında da eğitim, spor ve televizyon gelmektedir. Uluslararası alanda ve kendi bölgesinde bir güç olmayı hedefleyen Türkiye'de bu yumuşak güç unsurlarını etkili olarak kullanmaya başlamıştır. Türkiye, eğitim alanına yaptığı yatırımlar ve geliştirdikleri eğitim programlarıyla eğitim alanında bir cazibe merkezi olmayı sürdürmeyi hedeflemektedir. Bu yönde önemli çalışmalar gerçekleştirmektedir. İnsanların tutum ve algılarını etkileyen bir diğer unsur olan televizyon yapımlarının da ülke imajında etkili bir rol oynadığı görülmektedir. Türk dizilerinin dünya da göstermiş olduğu başarı grafiği ve birçok ülkede izlenmesi, Türkiye'nin tanıtımında ve imajında önemli rol alabileceğini göstermektedir. Çalışmada hedef kitleye aktarılmak için kullanılan yumuşak güç değerlerine bütüncül olarak bakılmış ve bu gücün Türk dış politikasına destekleyici katkısı, aynı zamanda diğer ülke halklarında oluşturduğu algı incelenmiştir. Önce diplomasi kavramı, kültür diplomasisi ve araçları incelenmiş, sonra yumuşak güç uygulamalarının Türkiye'nin imajına somut etkileri belirtilmiştir. Kitle iletişim araçlarının toplumların kültürünü aktarmada ve ülke algısı oluşturmada etkili bir araç olduğu görülmektedir. Nitekim çalışmada da vurgulandığı gibi Türk dizilerini izleyenlerin Türk kültürü hakkında bilgi sahibi olduğu, kendi kültürel değerleri ile arasında karşılaştırma yaptığı açıkça ifade edilmektedir. Türk dizilerinin yüksek oranda izleniyor oluşu Türkiye ve Türkler hakkında daha olumlu düşüncelerin oluşmasına katkı sağlamaktadır. Dört bölümden oluşan bu çalışmada karma araştırma yöntemi kullanılmış, bilimsel makaleler, raporlar, yapılan anket sorularına verilen cevaplar incelenmiş, değerlendirilmiştir.Öğe Modernleşme sürecinde kent politikaları ve kent hakkı arayışları(Çağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Arslan, MusaBu çalışmanın amacı, Modernizm ve postmodernizm kavramlarından hareket ederek ekonomi politikalarının günümüz kent yapısı ve yaşamında ortaya çıkardığı değişimleri incelemektir. Modernizmin günümüz kent yaşamına etkisi literatürde geniş biçimde ele alınmıştır. Kentlerin ortaya çıktığı tarihlerden bu yana yaşanan gelişmeler ve değişimler yönetim araçlarının merkezileşmesini ve kurumsallaşmasını beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla üretim ve ekonominin bizi içine aldığı yeni bir yaşam biçiminde, yeni bir düzende yaşamaktayız. Modern hayatla birlikte yaşam biçimimizi derinlemesine şekillendiren bir düzende ve giderek küresel bir köyde yaşıyoruz. Endüstrileşmiş kentlerde kapitalizmin yarattığı sert ve acımasız yaşam koşulları, 19. yüzyılda kurulan ulus devletlerin egemenliklerinin sert gücüne eklemlenen yönetim araçlarıyla birlikte bugünkü halini almıştır. Kent yaşamındaki farklılaşmanın günlük yaşamın odak noktası, üreticisi ve düzenleyicisi haline geldiğini varsayarsak; modern/post-modern yaşamın ekonomi politikaları kentlerin çehresini ve yaşamını değişmiştir. Kent hakkı perspektifinden baktığımızda modern yaşamın içinde liberal ve neoliberal politikaların etki alanlarına odaklanmak ve kent hakkı kavramını tartışmak en doğru yol olacaktır. Kent hakkı bağlamında, kamusal alanların/mekânların azaldığı modern şehirlerde ortak yaşam alanlarının da değişime uğradığı yeni yaşam biçimleri ortaya çıkmıştır. Çalışmada Karaköy/Beyoğlu bölgesine ait araştırmalar incelenip, ekonomi politikaların etkileri tartışılacaktır. Beyoğlu bölgesinin tarihsel değişiminin ekonomi politikalarıyla ilişkisi içerisinde kent hakkı arayışları ortaya çıkmıştır. Bu bölgede kamusal alanlar azalmış ve serbest piyasa ekonomisi uygulanmıştır. Ekonomik düzenin ihtiyaçları ve bakış açılarıyla yeni işlevler edinen bu mekânlar, yıllar içerisinde yapılaşmalara açılarak ya da kentsel dönüşümlerle birlikte değişmiştir. Anahtar Kelimeler: modernizm, kent, liberalizm, neoliberalizm, kent hakkıÖğe Doğu Akdeniz enerji denkleminde Türkiye: 2000-2019(Çağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Acar, Burcu2000'li yıllarda yapılan enerji keşifleriyle birlikte Doğu Akdeniz bölgesinin uluslararası dinamiği yeni bir boyut kazanmıştır. Ortaya çıkan uluslararası konjonktürle birlikte devletlerarasında mücadeleye neden olmuştur. Böylece uluslararası sistemde artan enerji ihtiyacı yüzünden aktörler arasında yeni bir ekonomi temelli rekabet ortamı yaratmıştır. Bu rekabet ortamı GKRY, Yunanistan, İsrail, Mısır, AB ve ABD gibi aktörlerin çıkar odaklı işbirliğine sevk ederken, kendi politik uygulamalarına ters düşen Türkiye ile çatışma halinde olmalarına neden olmaktadır. Bölgesel ve küresel aktörlerin Türkiye'yi bölgede tek başına bırakma çabaları; deniz yetki alanlarında (MEB) meydana gelen sorunlar ve East Med projesi adı altında ortaya çıkmaktadır. Türkiye'nin ise KKTC ve Libya ile geliştirmiş olduğu ittifak bloğuyla kendi işbirliği mekanizmasını ortaya koymaktadır. Bu çalışma; bölgenin jeopolitik ve jeostratejik öğelerinden yararlanmaya çalışan aktörlerin enerji politikaları ve bu enerji politikaların realist perspektif üzerinden değerlendirilmesi yapılmaktadır. Bölgede meydan gelen mücadelede Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikası, Libya ve KKTC ile ilişkilendirilerek çıkarlarının ve egemenlik haklarının korunması ele alınmaktadır.Öğe Çin'in ABD'yi dengeleme girişimi: Yeni İpek Yolu projesi(Çağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Önür, Merve Nafiye1980'lerden günümüze kadar olan süreç içerisinde Çin, ekonomik ve siyasi olarak büyümekte ve modernleşmektedir. Böylelikle, küreselleşen dünyada giderek etkisini arttırmaktadır. Uluslararası sistem içerisinde zayıf bir ekonomik yapıya sahipken sürekli yükselen bir üretim gücüne dönüşmüştür. Ayrıca siyasi ilişkilerinde de fikirlerine değer verilen bir güç olarak ortaya çıkmıştır. 2013 yılında Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) Devlet Başkanı Xi Jinping, katıldığı bir konferansta Bir Kuşak Bir Yol girişimi olarak bahsedilen projeyi açıklamıştır. Bu projenin açıklanması ile birlikte uluslararası sistem içerisinde Çin'in Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'ni geçip süper güç olabileceğine dair öngörülerde bulunulmuştur. Günümüzde Uluslararası ilişkilerde devleti ana aktör olarak kabul eden realist teori; uluslararası anarşik sistemde gerçekleşen sorunları, devletlerin güce sahip olma arzusu olarak nitelendirmektedir. Uluslararası sistemin yapısı realist teoriye göre, anarşik bir yapıda olduğu için sistem güvensizlik ve rekabet ortamına oldukça açık olmaktadır. Bu yaşanan güvensizlik ve rekabet ortamı, devletlerin güçlerini arttırıp hegemon olmak için verilen güç mücadelesinden kaynaklanmaktadır. Bir Kuşak Bir Yol projesi bu rekabet ortamına bağlı olarak son zamanlarda gittikçe önem kazanmaktadır. Projenin bitim tarihi 2049 yılı olarak gösterilmektedir. Bu çalışma, projenin kapsamını ve niteliğini göz önünde bulundurarak ilerleyen süre zarfında Çin'in ABD'yi dengeleyebileceği ve süper güç olup sisteme yön verebileceği varsayımında bulunmaktadır. ABD-Çin arasındaki rekabet ve süper güç olma arzusu realist perspektifin yaklaşımlarına uygun olarak değerlendirilmiştir. Çin'in yükselişini, Bir Kuşak Bir Yol projesini ve ABD-Çin ilişkilerinin tarihsel gelişimini süreç izleme yöntemi ile inceleyen bu çalışma, Çin'in Bir Kuşak Bir Yol projesini ABD'yi dengelemek ve süper güç olabilmek için bir araç olarak kullandığını ileri sürmüştür.Öğe Kadın girişimcilere sosyal medyanın yarattığı fırsatların belirlenmesi: Adana ili örneği(Çağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Ay, ŞevinDünya üzerinde yer alan birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de özellikle teknoloji alanında yaşanan ilerlemelere dayalı olarak yeni iş ortamları oluşmuştur. Teknolojik gelişmeler sayesinde işletmeler mal ve hizmetlerini geleneksel kanalların yanı sıra dijital medya mecralarında da tanıtır, pazarlar ve satar hale gelmiştir. Özellikle sosyal medya kanalları aracılığıyla yapılan girişimcilik faaliyetleri son yıllarda nicel olarakta artış göstermektedir. Bu bağlamda bu çalışma sosyal medya kanalları aracılığıyla girişimcilik faaliyetinde bulunan kadınların bu mecralarla ilgili görüş ve düşüncelerini belirlemek amacıyla tasarlanmıştır. Adana ilinde ana merkez olarak faaliyet gösteren ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 261 kadın girişimci ile çalışma tamamlanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 20.0 programı aracılığıyla yapılmıştır. Demografik ve tanımlayıcı istatistik analizlerin yanı sıra, güvenilirlik ve geçerlilik analizleri ve hipotezlerin testi için çoklu regresyon analizleri uygulanmıştır. Analizlerin sonucu incelendiğinde, iş yaşam dengesi ve ürün iyileştirme & geliştirmenin algılanan girişimsel fırsatı etkilediği ortaya çıkmıştır.