Çağ Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@ÇAĞ, Çağ Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
Lojistik performans endeks (lpe) kriterleri bağlamında Türkiye ile gelişmiş ülkelerin karşılaştırılması
(Çağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) Kol, Aycan
LPE, Dünya Bankasınca yayımlanan ülkelerdeki lojistiklerin kapasitelerini ve altyapı durumlarını değerlendirmek amacıyla yayınlanan bir ölçüttür. Bu endeks, ulaştırma modlarının altyapısı, gümrük düzenlemeleri ve lojistik maliyetleri gibi unsurları içermektedir. Küreselleşme ve artan rekabet nedeniyle lojistik, ticari alanda kritik bir rol oynamaktadır. Ülkelerin dünya ticaretindeki payını artırmak için lojistik kabiliyetlerini ve altyapılarını geliştirmeleri gerekmektedir. İyi planlanmış lojistik faaliyetleri, hem ekonomik büyümeye hem de istihdama olumlu katkı sağlamaktadır. Ayrıca, yerli ve yabancı yatırımları teşvik ederek milli geliri artırmaktadır. Lojistik sektörü, küresel rekabette başarılı olmak isteyen ülkeler için vazgeçilmez bir unsurdur. Bu çalışmada, Dünya Bankası tarafından 2007, 2010, 2012, 2014, 2016, 2018 ve 2022 yıllarında yayınlanan LPE verileri temel alınarak analizler yapılmıştır. Endeks, 2007'de 150 ülkeyi kapsarken, 2010 yılında 155 ülkeye, 2012 yılında 155 ülkeye, 2014 yılında 160 ülkeye, 2016 yılında 160 ülkeye, 2018 yılında 160 ülkeye, 2022'de ise bu sayı 139 ülkeye düşmüştür. Çalışmada, teknolojik gelişmişlikleri ve küresel güçlükleri nedeniyle seçili olan Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Çin, Fransa, Hollanda, İsviçre, Birleşik Krallık (İngiltere), İtalya, Japonya ve Kanada olmak üzere 10 gelişmiş ülkeyle birlikte Türkiye olarak incelenmiştir. Bu ülkelerin LPE genel puanları ve alt puanları, hem birbirleriyle hem de diğer 129 ülkenin genel skorlarıyla karşılaştırılmıştır. Ayrıca, Türkiye'nin LPE puanları da gelişmiş ülkelerle kıyaslanarak
analiz edilmiştir. Çalışma, lojistik performansın küresel rekabetteki önemini vurgulamaktadır. Çalışma kapsamında LPE toplam puanları ve alt puanlarında Türkiye ve Gelişmiş Ülkeler ile diğer endeks ülkeleri birlikte ele alınarak, Türkiye ve Gelişmiş Ülkelerin endeks bilgileri Sıralama Yöntemi olan PROMETHEE Yönteme göre işlenmiş ve bu yöntem aracılığıyla endeksin “Altyapı, Uluslararası Sevkiyat, Lojistik Hizmetlerin Kalitesi, İzleme/Takip, Zamanında Teslimat, Gümrükler” başlıklı altı ana bileşenine göre incelenmiştir. Bu araştırma sonucunda Türkiye ve Gelişmiş Ülkelerin LPE toplam ve alt puanları ile bölgedeki diğer ülkelerin toplam ve alt puanları arasında istatistiksel açıdan önemli bir farklılık olduğu belirlenmiştir. LPE’de Türkiye’nin performans değerlendirmesinde Türkiye lojistik alanında, lojistik değerlendirme ve alt paketlerde ilerleme kaydedememiştir. Buna rağmen Türkiye’nin küresel sıralamada önemli derecede yerinin değişmediği de görülmüştür. Türkiye’nin ilgili endekslere göre daha iyi bir konuma gelebilmesi için teknik, hukuki, dijitalleşmeye önem vererek modern altyapı, etkin, hızlı gümrük işlemleri, güvenilir lojistik hizmet sağlayıcıları konularında iyileştirmeler yapması gerekmektedir.
Examining the Role of Food Technology Neophobia in Shaping Consumer Attitudes and Intentions to Purchase Genetically Modified Foods
(MDPI, 2025) Ozelturkay, Eda Yasa; Dogrul, Umit; Oguz, Suzan; Yalçıntaş, Deniz; Gülmez, Murat
In recent years, significant changes in food consumption habits have emerged due to various factors, including climate change, population growth, urbanization, and the depletion of natural resources. These changes pose a threat to the stability of global food systems and raise serious concerns about food security. Although this process encourages innovative and sustainable food consumption, it also makes individuals more skeptical and concerned about new foods. In this context, understanding consumer intentions regarding behaviors such as purchasing genetically modified (GM) foods is critical for predicting consumer responses and promoting responsible consumption patterns within the scope of sustainability. This study examined the effects of food technology neophobia and perceived information on attitudes and purchase intentions toward genetically modified (GM) foods. Survey data were collected from 324 participants across Turkey and analyzed using Partial Least Squares Structural Equation Modeling (PLS-SEM). The findings revealed that food technology neophobia reduces perceived benefits and increases perceived risks, whereas perceived information enhances perceived benefits and lowers perceived risks. Additionally, attitudes were found to influence the intention to purchase GM foods significantly. Global issues, such as climate change and the depletion of natural resources, highlight the importance of innovations in food technology for sustainable food production. Understanding consumer concerns and perceived knowledge levels regarding genetically modified (GM) foods is critical to ensuring that these products are accepted at the societal level in an informed and conscious way. This study contributes to the promotion of sustainable food technologies and responsible consumer behavior, in line with the objectives of Sustainable Development Goal 12 (Responsible Consumption and Production).
Determining the Factors Affecting University Students' Green Entrepreneurship Intention
(MEHMET AKIF ERSOY UNIVERSITY, 2025) Yalçıntaş, Deniz; Ozelturkay, Eda Yaşa
It is essential that people, businesses, and the government provide sustainable solutions to the environmental problems the globe suffers. Green entrepreneurship is one way to address these issues. In the research model based on the Value Identity Norm Model, the primary goal is to determine the moderating influence of variables (such as family, education, support of government & university) as well as the impact of these factors on university students' intention to participate in green entrepreneurship. Through a face-to-face survey, information was gathered from 475 students enrolled at four higher education institutions in the province of Mersin. Using the SmartPLS 4 tool, the data was analyzed in the context of structural equation modeling using partial least squares. The study's findings showed that university students' intents for green entrepreneurship were strongly influenced by biospheric values, environmental self-identities, personal norms, and green entrepreneurship self-efficacy. It showed that the decision to participate in sustainable enterprises is affected by personal norms and environmental self-identities. It was found that families, schools, colleges, and the government had little to no moderating effect.
İş hukuku uyuşmazlıklarında arabuluculuk kurumunun etkinliği: Çukurova Bölgesi örneği (Adana-Mersin)
(Çağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2025) İşcan Uslu, Esin
Türk hukukunda arabuluculuk, ilk olarak ihtiyari olarak mevzuatta yer almış, ardından dava şartı olarak iş hukukuna uygulanmıştır. Dava şartı arabuluculuğun uygulanacağı ülkelerden yapılan incelemeler ve Türkiye’deki profille uyumlu analizler, mevzuatın hazırlanmasında yol gösterici olmuştur. İş hukukunda arabuluculuğun uygulanması; güç dengesi, iş mahkemelerinin özel düzenlemeleri ve uyuşmazlıkların basit yargılama süreci gibi faktörlerle desteklenmiştir. Bununla birlikte zorunlu arabuluculuğun, hak arama özgürlüğü ve mahkemeye erişim hakkı açısından sınırlamalar getirdiği, doğal hakim ilkesini etkilediği Anayasa Mahkemesi’ne taşınmış ve ilgili davalarla hukukçuların farklı bakış açıları ortaya çıkmıştır. Çalışmada, mahkeme yargılamalarının uzun süresi, ekonomik yükleri ve işçilik alacaklarındaki olası kayıplar ile arabuluculuk sürecinin esnekliği incelenmiştir. Ayrıca, tarafların taleplerini ve tekliflerini değerlendirirken iradelerine yön vermeleri, anlaşma belgelerinin hazırlanması ve uygulanabilirliği de değerlendirilmiştir. Bu süreç, geçmişi ve geleceği dikkate alarak çözüm üretme zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Tez iki bölümden oluşmakta; birinci bölümde iş hukukuna ilişkin temel kavramlar ile dava şartı ve ihtiyari arabuluculuk belgeleri incelenmiş, ikinci bölümde ise iş uyuşmazlıklarında arabuluculuğun etkisi adli sicil istatistikleri ve yarı yapılandırılmış mülakatlar ile bilimsel olarak değerlendirilmiştir. Çalışma, iş hukukunda arabuluculuğun teorik çerçevesini, uygulamadaki gelişmeleri ve yüksek mahkeme içtihatlarını bir arada sunarak, arabuluculuk sürecinin etkinliğine dair bütüncül bir bakış açısı sağlamaktadır.
Mesleki ve Teknik Eğitimin Son On Yılı ve Geleceği Tespitler ve Öneriler
(Eğitim-Bir-Sen Yayınları, 2025) Yurdakul, Serkan; Şahin Demir, Sümeyye Ayyüce; Varol, Elif
Dünyada mesleki ve teknik eğitimde, giderek bilgi ve teknoloji yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Dahası bu bilgi ve teknolojinin gerektirdiği becerilere sahip insan kaynağına ihtiyacın duyulduğu; sektör çalışanlarının da bu becerilerle donatılmaya çalışıldığı hale gelmektedir. Dolayısıyla sanayi, ticaret ve hizmet sektörleri, küresel ekonomik rekabetteki en önemli unsurları olan beşerî sermayesinin kendi alanlarıyla ilgili yeni bilgi ve teknolojiler karşısında bilgi ve becerilerini sürekli olarak yenilemesini isteme eğilimindedir. İşgücü piyasaları, bunun yanı sıra mesleki ve teknik eğitim almış ve iş piyasasına girecek nitelikli insan kaynağının da bu bilgi ve becerilerle donatılmış olmasını talep etmektedir. Çünkü ülkelerin en önemli sermayesi nitelikli insan kaynağıdır. Ülkelerin insan kaynağının niteliği, o ülkenin teknolojik olarak gelişmesiyle ve ekonomik olarak kalkınmasıyla doğrudan ilişkilidir. Bu kapsamda eğitim sistemleri, giderek artan otomasyon ve yapay zekâ odaklı işgücü piyasası beklentilerini karşılayabilmek için öğrencileri bu zorlu işgücü piyasasının gerektirdiği becerilerle donatarak istihdamla bağını güçlendirmelidir. Eğitimden istihdama geçiş, eğitim düzeyi, ekonomik koşullar ve işgücü piyasasının talepleri gibi faktörlerden etkilenen karmaşık bir süreçtir. Eğitim, gençlerin istihdam olanaklarını iyileştirmede temel bir rol oynasa da eğitim yoluyla edindikleri becerilerin işgücü piyasasında ihtiyaç duyulan becerilerle uyumlu olması hayati önem taşır. Birçok genç, istihdam edilebilirliklerini artırmak için eğitimde kalmaktadır (OECD, 2025a). Dolayısıyla gençlerin işgücü piyasasının ihtiyaçlarıyla uyumlu beceriler geliştirmelerini sağlamak için eğitim sistemleri ile işgücü piyasaları arasında daha iyi bir işbirliğine ihtiyaç vardır. Eğitim sistemleri ile işgücü piyasaları arasındaki işbirliği, eğitim ve istihdam arasındaki bağın güçlenmesine, gençlerin de işsiz kalma riskinin azalmasına yardımcı olması muhtemeldir.




















