Çağ Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@ÇAĞ, Çağ Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

Güncel Gönderiler
Mesleki ve Teknik Eğitimin Son On Yılı ve Geleceği Tespitler ve Öneriler
(Eğitim-Bir-Sen Yayınları, 2025) Yurdakul, Serkan; Şahin Demir, Sümeyye Ayyüce; Varol, Elif
Dünyada mesleki ve teknik eğitimde, giderek bilgi ve teknoloji yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Dahası bu bilgi ve teknolojinin gerektirdiği becerilere sahip insan kaynağına ihtiyacın duyulduğu; sektör çalışanlarının da bu becerilerle donatılmaya çalışıldığı hale gelmektedir. Dolayısıyla sanayi, ticaret ve hizmet sektörleri, küresel ekonomik rekabetteki en önemli unsurları olan beşerî sermayesinin kendi alanlarıyla ilgili yeni bilgi ve teknolojiler karşısında bilgi ve becerilerini sürekli olarak yenilemesini isteme eğilimindedir. İşgücü piyasaları, bunun yanı sıra mesleki ve teknik eğitim almış ve iş piyasasına girecek nitelikli insan kaynağının da bu bilgi ve becerilerle donatılmış olmasını talep etmektedir. Çünkü ülkelerin en önemli sermayesi nitelikli insan kaynağıdır. Ülkelerin insan kaynağının niteliği, o ülkenin teknolojik olarak gelişmesiyle ve ekonomik olarak kalkınmasıyla doğrudan ilişkilidir. Bu kapsamda eğitim sistemleri, giderek artan otomasyon ve yapay zekâ odaklı işgücü piyasası beklentilerini karşılayabilmek için öğrencileri bu zorlu işgücü piyasasının gerektirdiği becerilerle donatarak istihdamla bağını güçlendirmelidir. Eğitimden istihdama geçiş, eğitim düzeyi, ekonomik koşullar ve işgücü piyasasının talepleri gibi faktörlerden etkilenen karmaşık bir süreçtir. Eğitim, gençlerin istihdam olanaklarını iyileştirmede temel bir rol oynasa da eğitim yoluyla edindikleri becerilerin işgücü piyasasında ihtiyaç duyulan becerilerle uyumlu olması hayati önem taşır. Birçok genç, istihdam edilebilirliklerini artırmak için eğitimde kalmaktadır (OECD, 2025a). Dolayısıyla gençlerin işgücü piyasasının ihtiyaçlarıyla uyumlu beceriler geliştirmelerini sağlamak için eğitim sistemleri ile işgücü piyasaları arasında daha iyi bir işbirliğine ihtiyaç vardır. Eğitim sistemleri ile işgücü piyasaları arasındaki işbirliği, eğitim ve istihdam arasındaki bağın güçlenmesine, gençlerin de işsiz kalma riskinin azalmasına yardımcı olması muhtemeldir.
YÜKSEKÖĞRETİME BAKIŞ 2025 İZLEME ve DEĞERLENDİRME RAPORU
(Eğitim-Bir-Sen Yayınları, 2025) Yurdakul, Serkan; Şahin Demir, Sümeyye Ayyüce; Varol, Elif
İşgücü piyasalarının daha fazla bilgi temelli gelişimi, yükseköğretimi hem bireysel kariyer basamakları hem de toplumsal kalkınma için kritik bir unsur haline getirmiştir. Öğrencilerin kişisel ilgi alanlarını iş piyasasının gereklilikleri ile mezuniyet sonrası istihdam olanaklarını da göz önünde bulundurarak yaptıkları tercihler, yükseköğretim programlarının arzını şekillendirirken; yükseköğretime erişimin artması, uzmanlık gerektiren mesleklere erişimi ve ekonomik büyümeyi doğrudan tetiklemektedir. Bu nedenle, yükseköğretime erişim süreçlerinin titizlikle incelenmesi, yalnızca mevcut talebi karşılamakla kalmayıp, uzun vadeli fırsat eşitliğini ve kapsayıcılığı destekleyen sağlam yükseköğretim politikalarının oluşturulması adına kritik bir önem taşımaktadır. Yükseköğretim sistemine yapılan her yatırım, nitelikli insan kaynağı aracılığıyla bireysel ve toplumsal gelişime katkı sağlayarak ulusal refahın artışını desteklemektedir. Yükseköğretim sistemindeki dönüşümler ve sistem çıktıları, toplumsal ve bireysel gelişim düzeyinin güvenilir göstergelerindendir. Eğitim ile ekonomi arasındaki güçlü ilişki, ülkeleri hem toplumsal hem de ekonomik ilerleme için yükseköğretim politikaları geliştirmeye yönlendirmektedir. Dolayısıyla, yükseköğretim çıktıları başta olmak üzere yükseköğretime yapılan yatırımların ve uygulanan politikaların çok yönlü analizi, mevcut uygulamaların etkisini değerlendirmenin yanı sıra gelecekteki sosyal ve ekonomik perspektiflerin doğru bir şekilde planlanmasına rehberlik ederek kaynakların daha etkin kullanılmasını sağlamaktadır.
Relationship Between Peritraumatic Dissociation Beliefs About Losing Control, Resilience, and PTSD on Earthquake Survivors in Turkey
(Dove Medical Press Ltd, 2025-04-17) Unal, Gonca Ayse; Avci, Ufuk Kocatepe; Ozdemir, Emre
Purpose: The earthquakes that occurred on February 6, 2023, caused significant losses in Turkey. While a large number of people are exposed to trauma, only a few develop post-traumatic stress disorder (PTSD). It has been suggested that peritraumatic dissociation and dysfunctional beliefs also play a role in the emergence and maintenance of PTSD, and resilience is one of the most important protective factors for PTSD. This study is to test the moderated mediating role of resilience on beliefs about losing control (BALC) and its associations with peritraumatic dissociation and PTSD in earthquake survivors. Participants and Methods: A total of 112 individuals living in the tent city of Hatay and Kahramanmara & scedil;Provinces, which experienced earthquakes in 2023 in Turkey, were included in the study. Participants completed Sociodemographic Information Form, PTSD Symptom Scale-Self-Report, Brief Resilience Scale, Peritraumatic Dissociative Experiences Questionnaire, and Beliefs about Losing Control Inventory. Results: Peritraumatic dissociation positively correlated with BALC ((3 = 0.487, p < 0.001). BALC acts as a mediator and positively predicts post-traumatic stress symptoms (PTSS) ((3 = 0.321, p < 0.001). The interaction between BALC and resilience also had a significant effect on PTSS ((3 = 0.032, p < 0.05). The relationship between BALC and PTSS was significant at high and medium resilience levels (p<0.05) but not at low resilience. Conclusion: Peritraumatic dissociation predicts PTSS both directly and through BALC, and higher levels of resilience are more likely than lower levels of resilience to attenuate the effects of BALC on PTSS in earthquake survivors.
ULUSLARARASI TÜRK DÜNYASINDA DİL, EDEBİYAT VE KÜLTÜREL ETKİLEŞİM SEMPOZYUMU 22 Mayıs 2025 TAM METİN BİLDİRİLER KİTABI
(Çağ Üniversitesi Yayınları, Aralık 2025) Kalsın, Şirvan; Özdemirel, Seyfettin; Yıldız, Alper; Canaraslan Yıldız, Demet
Türk dilleri ailesi, dünya genelinde geniş bir coğrafyada konuşulan, çok sayıda lehçeyi ve varyantı barındıran zengin bir dil ailesidir. Bu aile, Türk halklarının kültürel ve tarihi mirasıyla şekillenmiş, farklı coğrafyalarda birbirinden farklı şekillerde gelişmiştir. Ancak, bu geniş aile içinde bazı diller ve lehçeler, tarihsel süreç içerisinde daha yakın coğrafyalarda varlık göstererek birbirleriyle daha güçlü dilsel bağlar kurmuştur. Türkiye Türkçesi ile Azerbaycan Türkçesi de bu bağlar doğrultusunda, dilbilimsel açıdan önemli benzerlikler ve karşılıklı anlayışa olanak tanıyacak düzeyde ortak özellikler taşımaktadır. Türkiye Türkçesi ve Azerbaycan Türkçesi, Oğuz grubuna ait olmaları nedeniyle dilsel olarak köken bakımından ortak bir temele dayanır. Ancak, bu lehçeler farklı coğrafi ve kültürel koşullarda gelişmiş olmalarına rağmen, pek çok açıdan birbirlerine oldukça yakındır. Her iki lehçenin de fonetik, morfolojik, sentaktik ve semantik düzeyde birbirine benzeyen pek çok özelliği bulunmaktadır. Bu benzerlikler, uzun yıllar süren karşılıklı etkileşimlerin ve kültürel bağların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
ULUSLARARASI TÜRK DÜNYASINDA DİL, EDEBİYAT VE KÜLTÜREL ETKİLEŞİM SEMPOZYUMU 22 Mayıs 2025 ÖZET METİN BİLDİRİLER KİTABI
(Çağ Üniversitesi Yayınları, Aralık 2025) Kalsın, Şirvan; Özdemirel, Seyfettin; Yıldız, Alper; Canaraslan Yıldız, Demet
Türkiye Türkçesi ve Azerbaycan Türkçesi, Oğuz grubuna ait olan iki yakın Türk lehçesidir ve tarihsel olarak ortak bir kökene sahiptir. Her iki dil, farklı coğrafyalarda gelişmiş olsa da, dilsel yapı bakımından büyük benzerlikler taşır. Bu çalışma, Türkiye Türkçesi ile Azerbaycan Türkçesi arasındaki fonetik, morfolojik, sentaktik ve semantik özellikleri karşılaştırmalı bir biçimde incelemektedir. Özellikle her iki lehçede kullanılan ses özellikleri, kelime yapıları ve cümle düzenlemeleri arasındaki paralellikler detaylı bir şekilde analiz edilmiştir. Ayrıca, dilsel benzerliklerin tarihsel ve kültürel temelleri de ele alınarak, bu benzerliklerin kökenleri açıklanmıştır. Çalışmada, Türkiye Türkçesi ile Azerbaycan Türkçesi arasında karşılıklı anlaşılabilirliği sağlayan dilbilimsel faktörler vurgulanmış, dilsel farklılıkların ise daha çok fonetik ve leksikal düzeyde yoğunlaştığına dikkat çekilmiştir. Sonuç olarak, Türkiye Türkçesi ve Azerbaycan Türkçesi arasındaki dilsel benzerliklerin, bu iki dilin ortak bir geçmişten beslenmesinin yanı sıra, modern iletişimdeki kolaylıklarını artırdığı ve karşılıklı anlaşılabilirlik düzeyini yüksek tuttuğu belirlenmiştir.




















